ÇANKAYA ŞUBE BAŞKANIMIZ AVUKAT NESLİHAN ÖZFİDAN

susma, ckd

Değerli Dostlar MERHABA,

Öncelikle günün bütün yorgunluğu üzerine, hafta içi, bu saatte, Kızılay’ın kalabalığından, sağanak yağmurdan çekinmeden buraya, bu söyleşiye geldiğiniz için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim. Ben Neslihan ÖZFİDAN. Hukukçuyum, 23 yıldır avukat olarak çalışıyorum. Pek yeni olarak da, 25 Kasım 2017’den bu yana, 2 yıldır üyesi olduğum, Cumhuriyet Kadınları Derneği Çankaya Şubesi’nin Başkanıyım. Özellikle son yıllarda, toplumumuzdaki olumsuz değişim ve yine olumsuz yöndeki dönüştürme çabaları karşısında, artık huzurlu bir şekilde hayatını sürdüremeyen, ne yapmalı, nasıl yapmalı sorularına kafa yorarak, çözümü sivil toplum örgütlenmesinde arayan biriyim. Hatta bu ülkenin kaynaklarıyla şu an bulunduğum konumda olan biri olarak, bu kaynaklardan faydalanamamış kişileri de düşünerek, bir şeyler yapmayı vicdanıma ve ülkeme borç bilen biriyim. Sevgili Dostlar, sizlerin de benzer konuları kendinize dert edinerek şu anda burada olduğunuzu düşünüyorum.

 

Sözlerime Orhan Veli’nin şu dizeleriyle başlamak isterim:

Güzel kadınları severim, 
İşçi kadınları da severim,
Güzel işçi kadınları
Daha çok severim .
...”

 

Sözü Orhan Veli’nin bıraktığı yerden alıp devam edersek; bence hangi alanda, nerede olursa olsun “Çalışan, emek veren her kadın güzeldir!”, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadın/erkek hepimize Kutlu Olsun! Bu kadar toplumsal cinsiyet eşitsizliği, kadına yönelik bunca şiddet, bunca kadın cinayeti karşısında, bu gün ve her gün, tüm bunlarla Mücadele Etme Günümüz Olsun. Gözlerini aydınlığa dikmiş, ilerici kadınlar ve erkekler sayesinde yarınlara umut olsun.

 

Kadına Yönelik Şiddetin uygulanabilir çözüm önerilerini doğru tespit edebilmek için öncelikle kadına yönelik şiddetin sebeplerini gözden geçirelim birlikte. Bu ülkede kadına yönelik şiddet neden bu kadar arttı? Toplumumuzda ne değişti ki, konu bu kadar vahim bir hal aldı?

 

1- Kadına karşı şiddet konusunun, toplumsal şiddet eğiliminin artmasından bağımsız olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı görüşündeyim. Kadına karşı şiddet, bu durumun yansımalarından belki de en acı olanı. Kaldı ki trafikteki tartışmalardan, komşuluk ilişkilerindeki basit anlaşmazlıklardan insanların birbirini ölderecek hale geldiğine tanık oluyoruz. Bu durumun meydana gelmesinde öncelikle, son yıllarda televizyonlarda yaymlanan şiddet içerikli dizilerin ve insanları birbirine kırdırmaya çalışan yarışma programlarının çok büyük payı var.Cumhuriyet Kadınları Derneği Eğitim Komisyonu olarak, geçen yıl bu zamanlarda Televizyon Programlarını incelemeye karar verdik. Medya hizmet sağlayıcıların her türlü yayıncılık faaliyetinde yasal olarak uymak zorunda oldukları Yayıncılığın Etik İlkelerine uygun yayınlar yapıp yapmadıklarını somut olarak tespit etmeyi hedefledik. Bunun için stil/moda programları, evlendirme, yarışma, çocuk programları ve dizileri kendi aramızda paylaşarak incelemeye aldık. İncelememizin sonunda karşımıza çıkan tablo gerçekten vahimdi. (Raporumuzun detayına değinip medyadaki yanlış örneklerle fiziksel, psikolojik, ekonomik ve cinsel şiddetin körüklendiğine ilişkin somut örnekler verildi) Bu raporumuzu RTÜK, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı’na verdik. Bu programların, çoğu insanın tek eğlencesi olan televizyon karşısında geçirdiği vakit düşünüldüğünde, özellikle çocuklar ve gençler için, yaratabileceği ve yarattığı tahribatı bir düşünün. Toplumda insanların birbirine, çocuklara ve kadına yönelik şiddetin temelinde medyanın, televizyonun çok önemli etkisi olduğu görüşündeyiz. Bu konuda, bu tür programlarla ilgili RTÜK Çağrı Merkezi’nin 444 11 78 nolu telefonunu arayalım, bu tür programlar hakkında uyarılarımızı bıkıp usanmadan yapalım ve biz dahil, çocuklarımız bu programları izlemesinler. Onun yerine çocuklarımıza, televizyon başında, bilgisayar karşısında, avm’lerde değil de başkaca güzel vakit geçirebilecekleri seçenekler sunalım.

 

2- Gelelim toplumsal cinsiyet eşitsizliğini arttıran, eğitim alanındaki değişiklere ve bununla bağlantılı olarak şiddet yönelimindeki artışa:

2-1. 2004'e kadar bütün çocuklar  8 yıllık eğitime kesintisiz olarak devam etmek zorundaydı. Çocuğunu okula göndermeyen veli için hapis cezası dahi öngörülmekteydi. Her ne kadar, hiçbir veli böyle bir cezaya çarptırılmamıştır. 2004'te bu ceza, para cezasına dönüştürüldü, ceza verme yetkisi muhtarlara verildi. Ancak çocuğunu okula yollamayanlara para cezası bile verilmedi.

2-2. 2009'da lise öğrencilerinin nişanlanması yönetmelikle serbest bırakıldı.

2-3. 2012'de 4+4+4 yapılanması ile,  ilkokula 5 yaşında başlatılan çocuğa ilk 4'ten sonra örgün eğitimden ayrılma seçeneği verildi. Çocuklar, zorunlu eğitimden ayrılmaya özendirildi. Açık ortaokul, açık lise adıyla 9-10 yaşından itibaren çocuklar, 12 yıla çıkarılan zorunlu eğitim olan, örgün eğitim dışında bırakıldı.

2-4. 2013'te ise evlenmeleri durumunda öğrencilerin açık liseye gidebilecekleri yönetmelikle belirlendi.

2-5. 2014'te 20.000'e yakın aile, 16 yaş altındaki çocuklarını evlendirmek için mahkemeden izin almak talebiyle dava açtı.

2-6. 2016'da, resmî nikâh kıymadan dinî nikâh kıyan imamlara ceza verilmesi, Anayasa Mahkemesi Kararıyla ortadan kaldırıldı.

2-7. Bazı kişiler; çocuk tecavüzünü "Erken yaşta evlilik”,  “imam nikâhlı evlilik” ve “çocuk gelin" tanımıyla suçtan arındırma gayreti içindeler.

Oysa tarafı olarak imzaladığımız Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre;

- Her birey 18 yaşına kadar çocuktur ve eğitim süreci içinde olmalıdır. Milli Eğitim Temel Kanunu’na göre, milli eğitimin temel ilkelerinden biri olan “karma eğitim”, kız ve erkek çocuklarının birbirini doğal olarak tanıyıp yetişmelerine imkan vermektedir. Kız ve erkek çocuklarının ergenliğe girme çağında kaç/göç kültürüne dahil edilmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini derinleştirmekte ve çocuklarımızın, gençlerimizin cinsiyet algılarını; farklı cinsiyetten kişilerin bir arada bulunmalarının, sadece cinsellik için bir arada olmaları gerektiği algısına yöneltmektedir. Burada, son günlerde okuduğum Talip Apaydın’ın “Köy Enstitüsü Yılları” kitabından size kısa bir bölüm okumak isterim: .  Kitabın 87. sayfasında şöyle diyor: “… İçlerinde Afyonlu bir kız vardı, kırmızı yanaklı, güzel gözlü. Bir bakışta aşık olmuştum sanki. O gün akşama kadar, kendi kendime bir tuhaf sallantı içinde dolaştım. İlk olarak aramızda kızları görmenin sarhoşluğunu yaşıyorduk. Bir olağanüstüydü her şey. Meğer geçici olurmuş bu. O yıl kızların bulunduğu sınıflar da Hamidiye’ye getirildi. Yatakhane yüznumara hariç, her yerde onlarla beraberdik. Bir iki ay içinde doğallaştı. Alıştık. Öbür arkadaşlarımız gibi gelmeye başladılar. Hatta onların yanında daha dikkatli, daha uslu idik. Kötü konuşamıyorduk, kaba davranamıyorduk. İster istemez kendimizi topluyor, kibarlaşıyor, saygılı davranıyorduk. Bu konuda geliştirici, yüceltici sık sık konuşmalar dinliyorduk. Şu kadarını iyi anımsıyorum, kızlarla birlikte olduğumuz zamanlar, çalışırken, yemekte, teneffüslerde, her yerde daha bir özenli, daha bir iyi olmak zorunda kalıyorduk. Kendi kendimize çeki düzen veriyorduk. İki cinsin birbirini eğittiği, düzelttiği gerçeğini ben kendi üstümde deneyip anlamışımdır. …” Bu alıntıda da görüldüğü üzere, sağlıklı bir şekilde karşı cinsi tanıma eğitiminin betimlendiği böyle bir ortam, yani Köy Enstitüleri, ne kadar hazindir ki, diğer asılsız ithamların yanı sıra en çok da bu konu çarpıtılarak üretilen iftiralarla kapatılmıştır. Bu konuya neden değindim? Çünkü karma eğitimin ortadan kaldırılmasını hedefleyen her türlü girişim, yasal değişiklik; insanların cinsiyetlerinin doğallığından uzaklaşıp cinsiyet üzerinden sapkınlıklar geliştirmelerine neden olur. Örneğin, küçük yaştan başlayarak kız çocuklarının başlarını ve her yerlerini örtmek, onları küçük yaşta cinsel obje hâline getiriyor. Cinsel objeye cinsel bakış açısıyla yaklaşılır, bu yaklaşıma izin vermezsen de şiddet yaşarsın. Dolayısıyla şu anda yürürlükte olan yasal mevzuatımız gereğince milli eğitimimizin temel ilkeleri olan Karma Eğitim, Genellik ve Eşitlik, Atatürk Devrimleri ve İlkelerine Bağlılık, Laiklik ve Bilimsellik ilkelerine yönelik her türlü girişime karşı yasal zeminde her türlü hukuki mücadelenin sürdürülmesi ve takipçisi olunması gerekmektedir. Bu, bir veli iseniz çocuğunuzun okulunda, veli değilseniz sivil toplum kuruluşlarının bu konudaki girişimlerine müdahil olmak şeklinde gerçekleşebilir. CKD olarak Haziran 2017’de okullarda ve MEB denetimindeki her türlü eğitim öğretim kurumunda mescit bulunması zorunluluğu içeren Yönetmeliğin iptali için dava açtık, bu davamız bir dernek olmamız nedeniyle güncel, kişisel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunmadığı, taraf ehliyetimiz olmadığı gerekçesiyle usulden reddedildi. Ancak Cumhuriyet Kadınları Derneği’nin amacı, Dernek Tüzüğümüzde “… Ulusal Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet Devrimleri ile kazanılmış olan ekonomik ve siyasal bağımsızlığın, özgürlük, demokrasi ve aydınlanmanın korunması, savunulması, ülke ve halk yararına geliştirilmesi için çalışması” olarak belirtilmiştir, bu nedenle emsal kararlarla destekleyip genel kamu yararı ilkesine dayanarak kararı temyiz ettik, temyiz incelemesi devam ediyor. Diğer yandan Eğitim İş Sendikası’nın Atatürk’ün müfredattan çıkarılması, Evrim Teorisi’nin müfredattan çıkarılması gibi basından da takip etmiş olabileceğiniz ve daha pek çok konuda müfredat değişikliklerinin iptali için açtığı davaya müdahil olduk. Bazı üyelerimiz de bu müfredat değişikliğinde görev alan Milli Eğitim Bakanlığı çalışanları hakkında görevlerini kötüye kullandıkları iddiasıyla suç duyurusunda bulundular.  Zira bu değişiklikler yürürlükteki yasal mevzuatımızda belirlenmiş milli eğitimin temel ilkeleri olan “Bilimsellik”, “Karma Eğitim”, “Atatük İlke ve Devrimlerine Bağlılık” ilkelerine açıkça aykırılık oluşturmaktadır. Bu ilkelerden uzaklaşılması, gençlerin gerektiği şekilde sağlam bir temel eğitim almadan erken yaşta evlenmeleri, beraberinde gelen ekonomik sorunlar, kadının sadece evde çocuk bakan, eşine tabi bir kişi olması gibi bir tür çaresizliğe sürüklenmesi, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleştirilmesi, sonrasında erkeğe bir ömür boyu mecbur bırakılan kadının her türlü fiziksel, cinsel, psikolojik ve ekonomik şiddete maruz kalmasının da yolunu açmaktadır.

 

3- Bu aşamada, kadın erkek ilişkilerinin, evlilik, boşanma, aile ilişkilerinin düzenlenmesi konusundaki Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Kurulu’nun internet sayfasında yayımlanan fetvalarına, sıkça sorulan sorular kısmındaki cevaplarına da değinmek gerekiyor. Bu fetvalardan en çok basına yansıyan, çocuk yaşta evlenmenin mümkün olacağına ilişkin açıklamalar olsa da, buna ilişkin Diyanet’in açıklamalarından sonra konunun bu yönü biraz geri planda kaldı. Ancak burada daha sıkıntılı olan ve Devletin temelini oluşturan kamu düzenine aykırılıklar içeren bir kısım fetvalar var ki, bunlar doğrudan laik, sosyal bir hukuk Devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne, Anayasa’nın temel niteliklerine yönelik aykırılıklar içeriyor. Örneğin:

 

  1.  ‘Boşarım’ demekle boşanma meydana gelir mi?

BOŞAMA, KİŞİNİN EŞİNE SÖYLEDİĞİ “BOŞSUN”, “BOŞ OL”, “BOŞADIM” VEYA “KARIM BOŞTUR” GİBİ BOŞAMA İRADESİNİ ORTAYA KOYAN İFADELERLE YA DA MAHKEMENİN KARARIYLA GERÇEKLEŞİR.

 

  1. Geçimsizlik, kadın için bir boşanma sebebi sayılır mı?

Eşlerin birbirinden nefret etmesi, haksız davranışları, evliliğin gereği olan hukuka riayet etmemeleri, kocanın hanımına şiddet uygulaması veya onu haram bir fiili işlemeye zorlaması gibi kötü muamele ve geçimsizlik (nüşûz ve şikâk) hâllerinde ilk aşamada ne yapılması gerektiğini Kur’an-ı Kerim şöyle açıklamaktadır: “... Eğer karı ile kocanın aralarının açılmasından endişelenirseniz o zaman kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar barıştırmak isterlerse Allah, aralarındaki dargınlık yerine uyuşma lütfeder...” (Nisâ, 4/35).

1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi, konuyla ilgili olarak şu düzenlemeyi yapmıştır: Eşler arasında geçimsizlik çıkıp da mahkemeye müracaat edildiğinde mahkeme, her iki taraftan birer hakem tayin eder. Hakemler eşlerin arasını düzeltemezse ve kusur da kocada bulunursa hâkim, karı-kocayı ayırır. Kusur kadında ise mehir miktarı üzerinden bedelli boşamaya (muhâla‘a) hükmeder. Hakemler kararda birleşemeyecek olursa yeni bir hakem heyeti seçilir. Hakemlerin vereceği kararlar kesindir ve onların değerlendirmelerine göre hâkimin vereceği tefrîk hükmü bir bâin talâk sayılır (HAK, md. 130).

 

  1. Boşama yetkisinin eşe veya başkasına devredilmesi mümkün müdür?

İslam’da boşama yetkisi prensip olarak kocaya verilmiştir. Boşama yetkisini elinde bulunduran kocanın, bu yetkisini, nikâh akdi sırasında veya evlilik süresi içinde karısına veya bir başkasına devretmesi mümkündür. Buna “tefvîz-i talak” denir. Tefvîz, nikâh akdi esnasında olabileceği gibi, evliliğin devam ettiği bir zamanda da yapılabilir. Nikâh akdi esnasında tefvîz olacaksa bu, kadının o sırada bu hakka kendisinin de sahip olmasını şart koşmasıyla olur. Kadın bu hakka nikâh kıyılırken mesela “boşama yetkisi elimde bulunup, dilediğim zaman kendimi boşama şartıyla evleniyorum” demesi ve erkeğin de bunu kabul etmesiyle sahip olur. Yani talakın devri teklifinin önce kadın tarafından yapılıp erkeğin daha sonra kabul etmesi gerekir. Bu şekliyle boşama yetkisini alan kadın dilediği zaman boşanabilir.

Tefvîz-i talâk, evlilik devam ederken de olabilir. Erkek, eşine,Sen muhayyersin. Beni veya boşanmayı tercih edebilirsin. İstersen kendini boşayabilirsin, evliliğe devam konusunda karar senin.” gibi sözler ile boşama hakkını verebilir. Kadın bu tür sözlerle kendisine verilen boşama yetkisini aynı mecliste kullanmazsa hakkını kaybeder.

 

4- Telefon, mesaj ve internet yoluyla boşama geçerli midir?

Bir kimse, yüzüne karşı “seni boşadım, benden boş ol” gibi boşamayı ifade eden sözleri şifahî olarak söylemek suretiyle, eşini boşayabileceği gibi, bu sözleri telefon, mektup, mesaj, internet ve faks yoluyla bildirerek de boşayabilir. Söz konusu iletişim vasıtalarıyla boşamak, sözlü olarak yüzyüze boşamak gibi geçerlidir. Ancak, bu durumda kocanın, boşamış olduğunu inkar etmemesi gerekir. Boşamanın yazılı olması halinde ise boşanan kimse, yazının veya mesajın eşinden geldiğinden emin olmalıdır. Bu durumda boşama hükümleri, kadının mektubu okuduğu andan itibaren başlar. Fakat koca eşini daha önce gıyaben boşamış da, bunu mektupla haber veriyorsa, boşamanın hükümleri kocanın boşadığı andan itibaren başlar.

 

Bu tür, gerek erkekleri gerekse kadınları Medeni Kanunun kendilerine tanıdığı hak, borç ve yetkiler konusunda yanıltıcı içerik taşıyan fetvalarla ilgili olarak, bunları yayımlayan kamu görevlileri hakkında CKD olarak Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunduk. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurulunca, görev sınırları aşılıp, inanç alanı içinde kalmayan bir konu olan boşanma konusunda, laik hukuk uyarınca yürürlükte olan yasalara ve kamu düzenine açıkça aykırı biçimde yapılan bu açıklamalar, hukuka aykırılığın ötesinde, birçok yönden suç da oluşturmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın resmi internet sitesi yoluyla yapılan bu açıklamalar aleni nitelik taşımakta olup açıkça halkı yasalara uymamaya tahrik eden, yönlendiren ve kadını cinsiyet farklılığına dayanarak alenen aşağılayan açıklamalardır. Bu yönüyle kamu barışını bozmaya elverişli niteliktedir, keza toplumumuzda son dönemde artan ve özellikle boşanmak isteyen kadınlara karşı kocaları tarafından yaralanma ve öldürülmeyle sonuçlanan kadına karşı şiddet olaylarında, bu açıklamaların da etkisinin olduğu görüşündeyiz. Konunun bu yönüyle de araştırılmasını Savcılıktan talep ettik. Ancak ne yazık ki kadına yönelik şiddet, bu denli kanayan toplumsal bir yara olmasına rağmen, Savcılık tarafından gerek bu husus gerekse diğer hususlar incelenmeden takipsizlik kararı verildi. Bu karara karşı, suç duyurumuz hakkında gerçek bir soruşturma yapılmadan, maddi hakikatı ortaya çıkaracak bir inceleme yapılmadan verilen takipsizlik kararının usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle itirazımızı yaptık, itiraz incelemesi halen devam etmektedir.   

 

Bu tür hukuki girişimlerde, gönül ister ki, daha çok sivil toplum kuruluşu ve bu konulara duyarlı bireyler bir araya gelebilsin, yerine göre bu hukuki girişimlere müdahil olsun ve bu şikayetleri, davaları inceleyen yargı organları bu tür konulardan kamuoyunun rahatsızlık duyduğunu bilsinler ve dosyaları hiçbir inceleme yapmadan değil de, hakkını vererek inceleyip vicdani kanaatlerine göre kararlarını versinler.

 

Ayrıca ihmal, istismar ve şiddet vakaları veya töre ve namus cinayetlerinin
önlenmesi için tedbir mahiyetindeki ihbarlar için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ALO 183 hattını gerektiğinde bizler arayalım ve ihtiyacı olabilecek kişilere bu numarayı verelim. Bu hatta bildirim yapıldığında, durumun aciliyeti göz önünde bulundurularak vakanın bulunduğu ilin acil müdahale ekip sorumlusuna ve/veya kolluk kuvvetlerine bildirilerek müdahale edilmesi
sağlanmaktadır.

 

Kadına yönelik şiddet konusunda; basın/medya kuruluşlarının yayınlarına, eğitim sistemimizdeki değişikliklerin, çocukların, gençlerin kız/erkek karma eğitim sistemi içinde doğru bir cinsiyet eğitimi almalarının önemine, toplumsal cinsiyet eşitliği ve cinsellik konusunda eğitimin önemine ve etkisine ilişkin önerilerimizi, son olarak da laik bir hukuk devletinde, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın vatandaşları doğru yönlendirecek şekilde açıklamalar yapmasına ilişkin önerilerimize ve Dernek olarak bu konulardaki çalışmalarımıza değindik.

 

Yine CKD’nin çalışmaları kapsamında olmak üzere bir konuya daha değinmek istiyorum: Özellikle Çankaya Şubemizde ağırlık verdiğimiz ve her kademedeki okullara yönelik, okul öncesinden liseye kadar, bütçemiz el verdiğince okullarımızda sınıf kitaplıkları kuruyoruz. Özellikle Tübitak bilim kitaplarına ağırlık verdiğimiz bu sınıf kitaplıklarıyla çocuklarımızda bilimsel merakı uyandırmak, onları daha çok öğrenmek konusunda doğa, çevre, dünya, güneş sistemi, hava, kuvvet, kaldıraç, mikroplar, beslenme ve daha birçok konuda öğrenmeye sevk etmek istiyoruz. Böylece eğitimlerini bırakmamalarını teşvik etmek, hayata kendilerine sunulan önyargılar, toplumsal dayatmalar çerçevesinden değil de, bilimsel çerçeveden, akılcı bir düşünme yöntemiyle bakmalarına katkı sunmayı amaçlıyoruz. Ayrıca bazı okullarımıza da 2. El bağış kitapları ulaştırarak aynı amaca yönelik kitaplıklar kurulmasına katkıda bulunmaya çalışıyoruz. Bu çalışmalarımızda bizlerle birlikte çalışmak, katkı sunmak isteyen herkesi de üyemiz veya gönüllümüz olarak aramızda görmekten büyük mutluluk duyacağımızı belirtmek isterim. 

 

Bunca öfkeye, bunca şiddete, bunca eşitsizliğe ilişkin, farklı bir bakış açısı ve birbirimize yaklaşım önerisini de Özdemir Asaf’ın şu dizeleriyle dile getireyim:       

“Seni bulmaktan önce aramak isterim.

Seni sevmekten önce anlamak isterim.

Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de, 

Sana hep, hep yeniden başlamak isterim.”

 

8 Mart 2018

Haber Konumu: