Cumhuriyetimizin fedakar hekimlerinin “14 Mart Tıp Bayramı” kutlu olsun !

 

“Unutmayalım ki Cumhuriyetimizin mimarları, Atatürk’le birlikte  “Tıbbiyeli”,
 “Mülkiyeli”
ve “Harbiyeliler”dir !”. “Tıbbiyeli Ruhu” korundukça, Cumhuriyet değerleri yükselecektir.”

Cumhuriyetimizin fedakar hekimlerinin  “14 Mart Tıp Bayramı” kutlu olsun !

           “Vatansız hekimlik, bir mesleğin icrasıdır; vatan ve hekimlik kavramı bir araya geldiğinde hekimlik, mesleğin ötesine geçer; tarihe kaydolur. Günümüz hekimlerinin mesleğini alelade bir sanat konumuna düşürmemesi için tarihini incelemeye, okumaya ihtiyacı vardır. İşte bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında hekimlik sanatı, bir meslekten öteye geçmiş; Cumhuriyet tarihine kaydolmuştur.” 

           Hekimliğin tanımı milletlerin tarihinden bağımsız olarak yapılamaz. Tarihinden koparılmış bir hekimlik tanımında şık cümleler olabilir; içerisinde “insan hakları” gibi önemli tamlamalar da olabilir; ancak hamdır, oturmamıştır, köksüzdür. Tarihini bilmeden yapılan hekimlik, saray doktorluğudur, seçkinlere hizmettir. Cumhuriyet’in mimarları, Atatürk’le birlikte “Tıbbiyeli”, “Mülkiyeli” ve “Harbiyeliler”dir. Halk ise kuruluş aşamasında, bedenini, emeğini, ruhunu halkından önce ortaya koyan önderlerine inanmış; güvenmiştir. Türk Milleti’nin devlet kurma geleneği daima bu inanç ve önderlik üzerine şekillenmiştir.

           Tarih, vatan ve millet bilinciyle yazılır. Kuşkusuz ki hekimlerin mesleğini yapabilmesi için bir vatana ve millete ihtiyacı vardır; bu nedenle vatanını ve milletini bir bütün halinde tutabilmek için halkıyla, askeriyle dayanışmaya zorunludur. Her koşulda hizmete de zorunludur. Vatansız hekimlik, bir mesleğin icrasıdır; vatan ve hekimlik kavramı bir araya geldiğinde hekimlik, mesleğin ötesine geçer; tarihe kaydolur. Günümüz hekimlerinin mesleğini alelade bir sanat konumuna düşürmemesi için, tarihini incelemeye, okumaya ihtiyacı vardır.

           İşte bu nedenle Cumhuriyet’in kuruluş aşamasında hekimlik sanatı, bir meslekten öteye geçmiş; Cumhuriyet tarihine kaydolmuştur. 

           Trablusgarp Savaşı ardından Balkan, Birinci Dünya Savaşı ve Milli Mücadele ile devam eden Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde Tıbbiyeli neslin yazdığı destan bilinmek zorundadır. Tıbbiyeli nesil, diplomalarını alır almaz, Trablusgarp çöllerinde, Balkanların sarp dağlarında, Sarıkamış soğuğunda, Sina Çölü’nün kızgın güneşi altında, hem cephe görevini hem de toplumsal sorumluluklarını yerine getirirken, dünya tarihine millet ve vatan kavramlarının bir meslekte nasıl bütünleşebileceğini ispatlamıştır.

           Vatanseverlik, ahlaki ve deontolojik değerlere saygı; meslektaşlarına ve öğretimcilerine hürmet; insanlara kökeninden bağımsız bir şekilde yardım edebilme; kişisel istikbalini hatta canını vatanı ve milleti için ortaya koyabilme gibi erdemler,  “Tıbbiyeli Ruhu” olarak isimlendirilir. 

           Bu ruhu Prof. Dr. Süheyl Ünver şöyle tanımlar: “Tıbbiyeli, diploma ile kalmış bir hekim değil, adam olarak çıkmış bir hekimdir”. Yine M. Kemal Atatürk’ün de her zaman ifade ettiği üzere, sadece mesleğinin profesyonel uğraşı içerisinde olan, okumayan, tarihini yorumlayamayan hekimler, mesleğinde eksiktir.

           Tıbbiyeli Ruhu’nun Cumhuriyet Dönemi’nde topraktan başını kaldırması tesadüf değildir; zira Cumhuriyet dönemine gelinceye kadar, hekimlik mesleğinin tohumlarının toprakta canlanmasına yetecek kadar uzun bir süreç yaşanmıştır; bu süreç Selçuklularla başlar. Dört asırlık büyük bir imparatorluk tecrübesi olan Selçuklu’nun sosyal devlet algısı ve Anadolu’da askeri anlamda da medeniyet anlamında da var olma mücadelesini inkâr mümkün değildir.

           Cumhuriyet, kendi içinde taşıdığı üstün değerlere binaen, Türk kadınının taşıdığı yüksek ahlak; analık duygusu; koruyup kollama; sarıp iyileştirme bilincini fark ederek, bunun en doğru kanalizasyonunun kadın hekimler yetiştirmek olduğunu anlamış ve uygulamaya koymuştur. 

           Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin hizmet ve eğitim hastanelerinde, üniversitelerinde, sağlık ocaklarında,  erkek hekimlerle eşit belki daha da üstün standartlarda çalışan kadın hekimlerin olması Cumhuriyet’in bu öz bilincinin eseridir.

           Türk hekimleri, Mustafa Kemal Atatürk’ün yolunda, vatan bütünlüğünü savunan, halk sağlığı ve hekim haklarının takipçisi, sağlık uygulamalarındaki aksaklıkları düzeltmeyi amaçlayan doktorlardır. Tıbbiyeli Ruhu korundukça, Cumhuriyet değerleri yükselecektir.

Prof. Dr. Gülümser HEPER
CUMHURİYET KADINLARI DERNEĞİ 

Genel Merkez Yönetim Kurulu Üyesi