30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük Zafer.

ZAFER BAYRAMI (30 Ağustos 1922)

Ağustos ayı ordumuzun zaferler ayıdır. Anadolu’yu Türk Vatanı yapan büyük zaferimiz de ağustos ayına rastlar.

1071 Malazgirt Savaşı,

1176 Miryokefalon Savaşı,

30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve Büyük Zafer.

İlk kez 1015’te Çağrı Bey komutasında Anadolu’ya giren Türkler, akınlarını devam ettirerek yerleşmeye de başladılar. 26 Ağustos 1071’de Büyük Selçuklu Sultanı Alp Arslan’ın Romen Diyojen komutasındaki Bizans Ordusu’na karşı kazandığı zafer, Türklerin Anadolu’ya yerleşmelerini ve yurt edinmelerini sağlamıştır.

Türkler Anadolu’ya eski kültür ve gelenekleriyle geldiler. Geleneğimizde iki önemli unsur vardır: Türkler asla bağımsızlıklarından vazgeçemezler. Devlet ve ordu kurucudurlar. Bir Türk Devleti yıkılırken derhal yenisini kurarlar. M.Ö.209’da Mete Han’ın kurduğu ilk ordu örgütüne kadar giden köklü bir odu geleneğimiz vardır.

Büyük Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan’ın Afyon-Miryokefalon’da (1176) Bizans İmparatoru Manuel Komnen’i ağır bir yenilgiye uğratarak kazandığı zafer, Bizans’a Türkleri Anadolu’dan atmayacaklarını göstermiştir. Bizans umudunu Avrupa’ya Haçlı Ordularına bağladıysa da yine başaramadılar. Haçlı Seferleri sonucunda ne Bizans ne de Avrupa Türkleri Anadolu’dan atamadılar, atamazlar.

Miryokefalon Zaferinden 746 yıl sonra 26 Ağustos 1922 sabahı aynı topraklarda Afyon Ovası’nda başlayan Büyük Taarruz ve 30 Ağustos Dumlupınar Başkomutanlık Meydan Muharebesi’yle kazanılan büyük zafer, Anadolu’nun kesin Türk yurdu olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

Tüm saldırılara karşın tarih boyunca bizi ayakta tutan da, Kurtuluş Savaşımızı kazandıran da bu gelenekler ve vatan sevgisidir.  “önce vatan “. Atatürk’ün de dediği gibi: “söz konusu vatansa gerisi teferruattır.”

Birinci Dünya Savaşı’nda İtilaf Devletlerinin amacı, Osmanlı Devleti’ni parçalamak ve Türkleri Anadolu’dan da atmaktı. Savaş sonrasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasına dayanarak Batı işgallere başlarken, Anlaşma gereği ordularımız terhis edilmiş, silahlar bırakılmış, tersanelerimize girilmişti. Kendi çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen Osmanlı Yöneticileri ise işgal güçleri ile işbirliği içindeydiler.

Yunanlılar I. Dünya Savaşı’na katılmadıkları halde İngilizlerin çıkarları gereği ve destekleriyle 15 Mayıs 1919 ‘da İzmir’den başlayarak Anadolu’yu işgale başladılar. Anadolu’da bir yandan işgalci güçlerle, bir yandan da kanlı ayaklanmalarla mücadele ediyordu. Mücadele gücümüz tarihten ordu- millet olma özelliğinden, vatan sevgisinden, Çanakkale’de oluşan Kuvay-ı Milliye ruhundan geliyordu.

Mustafa Kemal Paşa, ülkeyi bu karanlık durumdan kurtarmak amacıyla yola çıkarken, işinin kolay olmadığını, güçlüğünü hatırlatıp “ordu yok, silah yok, para yok” diyenlere; “ordu yoksa kurulur, silah yoksa alınır, para yoksa bulunur.” Diyordu. Çünkü milletini çok iyi tanınıyordu. Biliyordu ki, vatan ve bağımsızlık söz konusu olunca bu milletin yapamayacağı hiçbir şey yoktur.

T.B.M.M. açılır ve milletin ordusu kurulur. Kuvay_ı Milliye ruhuyla, ordu-millet işbirliği ile kısa sürede

ordumuz güç kazanır. Hedef: “Ya istiklal ya ölüm”dür. Batı cephesinde bir taraftan ayaklanmalar başlarken I. ve II. İnönü Zaferimizle Yunanlıların ilerleyişi durdurulmuştur.  Atatürk’ün ifadesiyle II. İnönü Zaferimizle  “Orda yalnız düşman değil Türk Ulusunun iki yüzyıldır ters dönmüş makus kaderi de yenilmiştir. “ Sakarya’da düşmanın saldırı gücü kırılır. Orduya güven ve destek artar. Sakarya Zafer’imizin 13 Eylül 1921 siyasal sonuçları da önemlidir. 13 Ekim 1921 Kars ve 201 Ekim 1921 Ankara antlaşmalarının imzalanmasıyla Doğu ve Güneydoğu cephelerimiz önemli bir kısmı kapanmış, o cephelerdeki kuvvetlerimizin önemli bir kısmı Batı Cephesine aktarılmış, Ordumuz daha da güçlendirilmiş, moral gücüde artmıştır.

Sakarya Zaferi, Ordumuza zaman ve moral kazandırmış, büyük zaferin kazanılmasında etkili olmuştur. Büyük taarruz,, bir yıla yakın hazırlık aşamasından sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşlarının büyük bir titizlikle en ince ayrıntısına kadar düşünerek hazırladıkları dahiyane bir planın ustaca uygulanmasıdır.

26 Ağustos sabahı Afyon Ovası’nda başlayan taarruz, 30 Ağustos Dumlupınar Başkomutan Meydan Muharebesi’nde ordumuzun büyük zaferiyle sonuçlanmıştır. 746 yıl önce Bizans Ordusunun yenildiği aynı topraklarda bu kez yalnız Yunan Ordusu değil, Emperyalizm de bozguna uğramıştır.15 Mayıs 1919’da İzmir’de başlayan Anadolu işgali; 9 Eylül 1922’de, yine İzmir’de Mustafa Kemal’in Ordusu’nun zaferiyle son bulmuştur.

Tarihi gelenekleri olan Ordumuz Emperyalizmi 9 Eylül’de nasıl denize dökmüşse, bu günde Emperyalizmin hendeklere gömmeyi başarmıştır.

Emperyalistler şunu çok iyi bilmelidir ki bin yıldır vatan toprağımız Anadolu topraklarına öyle bir kök salmışız ki asla söküp atamazlar.

30 Ağustos’ta Ordularımızın kazandığı büyük zafer, siyasi zaferlerimize giden yolun da başlangıcıdır. Mudanya’ya, Lozan’a giden yolun başı Kocatepe’dir, Dumlupınar’dır.

Bize bağımsızlığımızı kazandıran kurtuluş savaşımız; başta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları, kahraman komutanlarımız, subaylarımız, erlerimiz, isimsiz kahramanlarımız ve daima manevi destek olan yüce halkımızın ortak eseridir. Kahramanlarımızı minnet ve şükranlarımızla anıyoruz. Hepsinin ruhları şad olsun.

Ordu-millet işbirliği ile Kurtuluş Savaşımızı nasıl kazanmışsak,15 Temmuz gecesi yaşanan ihanet kalkışması da ordu-millet birlikteliği ile bastırılmıştır. Emperyalizm bir kez daha bozguna uğratılmıştır.

Şu bilinmelidir ki; vatan savunması söz konusu olunca kadınlarımız geçmişte ve Kurtuluş Savaşımızda olduğu gibi bugün de aynı duygularla göreve hazırdır. Cumhuriyet kadınları olarak Ordumuzun büyük zaferini kutluyoruz. Büyük Zaferimizin 95. yılı tüm ulusumuza kutlu olsun.

                                Hacer Öztürk

Cumhuriyet Kadınları Derneği Yönetim Kurulu Üyesi