Okullar ibadet yeri değil,

 

                      Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı her derece ve türdeki okul, merkez, pansiyon, uygulama oteli, öğretmen akademisi ve hizmet içi eğitim    enstitüsü,      olgunlaşma enstitüsü ile sosyal tesislerinin (Kurumların) açılabilmesi için, “... abdesthane, ... kadın ve erkek için ayrı ayrı olmak üzere  mescit” bulunması zorunluluğunu getiren düzenlemeye karşı, Genel Merkez olarak bir basın açıklaması ile Danıştay’a yönetmeliğin iptali yönünde  dava açtık.

           B A S I N    B İ L D İ R İ S İ

       Milli Eğitim Bakanlığı, “Kurum Açma, Kapatma ve Ad Verme Yönetmeliği’ni (dikkat çekmemek gayretiyle, tam da Ramazan Bayramı tatilinin  başlayacağı gün) 24.06.2017 tarihli Resmi Gazete ’de yayımlamış ve söz konusu Yönetmelik aynı tarihte yürürlüğe  girmiştir. Bu    Yönetmelikle  okullarda abdesthane ve mescit bulunması zorunluluğu getirilerek bütün okullar İmam Hatipleştirilmiştir. Bu Yönetmelikle getirilen  düzenlemelerle;

  1.  Zorunlu mescit uygulaması öğretmen ve öğrenciler üzerinde ayrıştırıcı bir baskı yaratacaktır.
  2. “Mescidin kadın ve erkek için ayrı ayrı olması” karma eğitimin ortadan kaldırılmasını kolaylaştıracak bir hamledir.
  3. Eğitim kurumlarının açılması belirli nüfus şartlarına bağlandığından, zaten sorunlu olan “eğitime erişebilirdik  hakkı” daha da sorunlu hale getirilmiştir.

     Bu düzenlemeler, kadını eğitim hakkından mahrum etme ve toplumdan dışlama girişimidir.

Bu Yönetmelikle okullarımızda mescit ve abdesthane bulunması zorunluluğu karşısında; Alevi, Hristiyan, Musevi ve diğer dinlere mensup öğrenciler ve öğretmenler için de okullarımızda Cemevi, Kilise, Sinagog mu açılacak? Zira okullarda mescit bulunması karşısında, diğer ibadet yerlerinin bulunmaması, Din ve Vicdan Hürriyeti’nin ihlali anlamına gelecektir. İbadet yerleri; camiler, cemevleri, kilise ve sinagoglardır, OKULLAR DEĞİL!

Camilerinin sayısı, okul ve hastanelerinin sayısından fazla olan bir ülkeyiz. Ülkemizde ibadetini yapmak isteyenler için fazlasıyla cami, mescit bulunmaktadır, ayrıca bir de okullarımızda mescit bulunması zorunluluğu getirilmesi kamu kaynaklarının gerekli yerlere harcanmaması sonucunu doğuracaktır. Zira mevcut okullarımızda yeterli derslik, laboratuvar, hizmetli, ısınma imkânları dahi bulunmamaktadır. Yerine göre bunların temin edilmesi için velilerin, çocuklarının gittiği okullara zorunlu bağış yapması gündeme gelmektedir. Okullarımızda mescit ve abdesthanelerin yapımına harcanacak parasal kaynakların; okullarımızın fiziki şartlarının iyileştirilmesi, yeterli sayıda derslik ve laboratuvar yapılması, hizmetli istihdamı, ısınma, ders araç ve gereçlerinin, teknolojilerinin yeterli seviyeye getirilmesi için harcanması gerekirken, mescit ve abdesthane açılmasına harcanması kabul edilemez. Bu yönüyle anılan Yönetmelik kamunun yararına değil, kamunun zararına yöneliktir.

Diğer taraftan Milli Eğitim Bakanlığı, ‘milli’ ve ‘yerli’ eğitim programı adını verdiği, (hazırlanan metin bilimsel olarak  “Eğitim Programı” özelliklerini taşımamaktadır) 2017-2018 eğitim öğretim yılında uygulanacağını ilan ettiği eğitim programına, Arapça kökenli   “Muamelat” ve “Ukubat” konularını eklemiştir. 21. yüzyılda çocuklarımıza, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde bu iki konu üzerinden, İslam’a göre alışveriş, ticaret, evlilik, miras, vasiyet gibi insanlar arası ilişkileri düzenleyen kurallar ve el kol kesme cezası, recim, zina, evlilikte çok eşlilik, şeriata göre nasıl boşanılacağı öğretilecektir.

Evrim teorisinin programdan çıkartılması, şeriatın din dersi programına eklenmesi ve Cumhuriyet Tarihinin programdan çıkartılarak yerine “millilik” ve “yerlilik” kisvesi altında hurafelerin doldurulması, ülkemizin nereye sürüklenmek istendiğinin açık göstergeleridir. 

Anayasasında; toplum huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, kutsal din duygularının Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı ilkesine dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğuna ilişkin açık hükümlerin yer aldığı Türkiye Cumhuriyetinde,  Milli Eğitim Bakanlığı, eğitimin gerileştirilmesi ve dinçleştirilmesi uygulamalarıyla Anayasayı, Milli Eğitim Temel Yasasını  ve Türk Milli Eğitiminin Temel İlkelerinden olan

  • “Atatürk İlke ve Devrimlerinin Temel Alınması”,
  • “Bilimsellik”,
  • “Laiklik”,
  • “Eşitlik” ve
  • “Karma Eğitim” ilkelerini  açıkça çiğnemektedir.

Okullar ibadet yeri değil, çocuklarımızı Türk Milli Eğitiminin hedeflerine ulaştıracak eğitim ortamlarıdır. Bu Yönetmelik, başta Anayasa’ya olmak üzere, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesine, Cumhuriyet değerlerine, Atatürk İlke ve Devrimlerine açıkça aykırıdır.

Bu nedenle şu iyi bilinmelidir ki;

  • Biz, Cumhuriyet Kadınları olarak, 21. yüzyılda çocuklarımızın zihinlerinin yalan, riya ve hurafelerle karartılmasına izin vermeyeceğiz.
  • Bu ülkenin ilerici değerleri, aydınlanmacı birikimi, özellikle de kadınları, şeriatçı aklın karanlığından çok daha büyüktür.
  • Hukuk devletinin bize tanıdığı bütün yasal haklarımızı kullanarak bu hukuk dışı, bilim dışı uygulamalarla, kazanana kadar mücadele edeceğiz. 20.07.2017

 

                                                                                                                                                                                                                                                              Cumhuriyet Kadınları Derneği