Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak konuşulan ve geçtiğimiz günlerde Meclisimizde kabul edilen kanun hakkında, CKD olarak görüşlerimizi, Genel Başkanımız Prof. Dr. Tülin Oygür, bugün yaptığı basın açıklamasıyla halkımıza duyurdu.
ABD emperyalizminin ve İsrail siyonizminin çıkarları doğrultusunda Türkiye, Irak, Suriye ve İran toprakları üzerinde ikinci İsrail ya da “Kürdistan” kukla devletinin kurulması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin 24 Temmuz 2015’te ABD’nin “Kara Gücüm” dediği PKK’ya karşı başlattığı silahlı mücadele sonucunda önlenmiştir.
Bir yandan Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı, Barış Pınarı ve devamındaki askerî harekâtlarla, diğer yandan Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da PKK’ya verilmek üzere HDP/DEM tarafından evlatları kaçırılan ailelerin ve bölge halkının tarihe geçen “Diyarbakır Anneleri Direnişi” ile PKK’nın mum gibi erimesi ve terör örgütü yönünden kaçınılmaz sonun gelmesi sağlanmıştır. Devletin silahıyla yenilen, Kürt kökenli vatandaşlarımızın da sırtını döndüğü PKK terör örgütünün silahsızlandırılması ve dağıtılması noktasına gelinmiştir. Burada esas çökertilen ABD/İsrail planlarıdır.
Devletimizce yürütülen bu süreçte Sayın Devlet Bahçeli PKK elebaşı Öcalan’a “silah bırakın” çağrısında bulunmuş, Öcalan da 27 Şubat 2025 tarihinde yayımlanan mektubunda PKK’nın, devletle ve toplumla bütünleşmek üzere silah bırakma ve fesih olma kararı almasını istemiştir. Öcalan, PKK’dan bu kararları almasını isterken artık Kürtlerin özerklik, federasyon ve hatta kültüralist taleplerinin bir geçerliliği olmadığını belirtmiştir.
Daha sonra TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuyla yürütülen süreç ise siyaset çıkarcılığı gölgesinde ağır işlemiş fakat önümüzdeki dönem açısından uyarıcı nitelikte olmuştur. Komisyonda, DEM sözcülüğünde, Anayasa’da Kürt kimliğinin tanınması, ana dilde eğitim, demokratik yerel yönetimlere gereksinim gibi talepler ve “demokratik entegrasyon” veya “demokratik cumhuriyet” gibi demokrasi sosuyla üniter devlet yapımızı hedef alan ifadeler ortalığa dökülmüştür. Uyarıcı kısım, burasıdır; devletin gücüyle sonlandırılan silahlı bölücülüğün, kafalardaki silahla devam ettirilmesi çabalarıdır.
Gelinen noktada, Komisyonda harcanan aylara karşın, “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclisten büyük bir hızla geçirilmiştir. Bu Kanun, silahını teslim ettiği tespit ve teyit edilen PKK/KCK terör örgütü mensuplarının, bazı istisnalar dışında, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi kanunudur. Kanuna göre, başvuran kişi erteleme süresi içinde terör suçu işlemezse suçu affedilecektir.
Terör suçunun infazının ertelenmesi ve ertelendiği süre içinde terör suçu işlenmemesi şartıyla affedilmesi, millî dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi güçlendirecektir kabulüyle Kanun bu isimle çıkmıştır. Şartları sağlayanların bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına “Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanundan yararlanmak istiyorum” diye yazılı başvuruda bulunması yetecektir. Kimse sormayacaktır: Devletinle ve milletinle bütünleşmeyi kabul ediyor musun?
Oysa silahlarını teslim eden ve örgütü fesheden PKK’lıların vatana dönüşleri, devlette ve millette bütünleşme iradesinin eylemselliğini ifade etmeliydi. Kanun da bu bakışla yazılmalıydı. Binlerce şehit vermemize, binlercemizin gazi olmasına, on binlerce insanımızın ölmesine, trilyonlarca maddi varlığımızın tüketilmesine, kısaca, milletçe büyük acılar çekmemize neden olan PKK terörünün, silahların teslimi ve örgütün feshi nesnelliği içinde sonlandırılması, evet, bir dönüm noktasıdır ama bekamız için şart olan “Bütünleşen Türkiye” hedefine bu Kanunun yetmeyeceği açıktır.
Kaldı ki, ABD/İsrail’in nafile “Kürdistan” planına, Kürt kökenli olsun veya olmasın, PKK dışında da inandırılmış vatandaşlarımız vardır. İşlerinde güçlerindedirler; terörle ilgileri yoktur, ama silahları kafalarındadır. Bu vatandaşlarımızın Türküyle, Kürdüyle, milletçe bütünleşme hedefine kazandırılmasında ilk etkili adım, PKK’lıların devlette ve millette bütünleşme iradesi beyan ederek vatana dönmeleri olacaktı. Kanunun bu haliyle çıkarılması, eldeki fırsatları kaçırmıştır.
Bundan sonra bütün çabalar Kanundan yararlanmak üzere vatana dönecek PKK’lıların ve Kürt ayrılıkçılığı etkisindeki vatandaşlarımızın Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter yapısı içinde, huzur içinde “Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk Milletiyiz!” diyerek, tek millet olmanın gücünü yaşamlarında hissetmelerini sağlamak olmalıdır.
Küresel emperyalist sistemin dayattığı bireycilik ve kimlikçilikten üreterek kurtulacak ve özgürleşeceğiz. Milletçe bütünleşmemiz, üreticilerin millî iktidarını kurarak Üretim Devrimini hayata geçirmekle mümkün olacaktır. Üreten Türkiye’nin her yerinde, ama ilk önce, işsizliğin yıllardır gençlerimizi ve kadınlarımızı ezdiği Güneydoğu ve Doğu bölgelerimizde, devletin öncülüğünde fabrikalar kurulmalı, topraksız köylü bırakılmamalı, topraklar modern tarımla buluşturulmalı, yeni meralar açılarak hayvancılık yeniden ayağa kaldırılmalıdır. Her bir vatandaşımız okumalı, çalışmalı, mesleği olmayan kız çocuk bırakılmamalıdır.
Bu adımlar atıldığında, devletimizin silah gücüyle önlediği ABD/İsrail planı “bölücülüğün” kafalardaki tortuları da temizlenecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyururuz.
Cumhuriyet Kadınları Derneği